Üniversite Hayatım Boyunca Tecrübe Ettiğim ve “İyi ki” dediğim 5 Şey |
Üniversite Hayatım Boyunca Tecrübe Ettiğim ve “İyi ki” dediğim 5 Şey

Artık mezun olduğuma göre bu yazıyı yazmanın vakti geldi diye düşünüyorum. 2010’da başladığım üniversite yolculuğum 5 yılın sonunda bitmiş bulunmakta. 20’li yaşlarımızda kariyerimizle hatta hayatımızla ilgili birçok önemli kararı verdiğimizi göz önünde bulundurduğum zaman bu yazıyı yazmaya ve kendi tecrübelerimin bir kısmını paylaşmaya karar verdim.

Özellikle üniversitenin daha ilk yıllarından itibaren birçok farklı şeyi denedim ve öğrendiğim çok fazla şey oldu. Tabi ki tüm bu “iyi ki”leri şöyle bir düşündükten sonra akılma “keşke”lerim de geldi ve onları da paylaşmaya karar verdim. Koskoca bi’ 5 sene olduğu için yazmak pek de kolay olmadı. Sanırım bu yazı defalarca düzenlenecek bir yazı olarak kayıtlara geçecek :)

1- İlk İki Sene Üniversite Kulüplerine Katılmak

üniversitede iyi ki dediğim şeyler gif

Üniversiteyi ilk kazandığımızda hepimizin aklından aynı şey geçer: AMA BEN BURADA KİMSEYİ TANIMIYORUM. Her ne kadar artık Facebook’ta tercihler sonuçları açıklanmadan X üniversitesi Y Girişliler grubu açılsa ve aslında oryantasyon gününden bile önce okulun yarısını eklemiş olsak da yine de küçük çaplı bir stres yaratır bu durum. Bizim okul biraz butik olduğu için haliyle tanışıp kaynaşmak daha kolay oldu. Ama yine de dönüp baktığımda üniversite kulüplerine katılmış olmanın çok büyük faydasını gördüğümü söyleyebilirim. İlk olarak her yeni üniversitelinin yaptığı gibi en aktif kulüplerden biri olan İşletme Kulübüne adımımı attım. Etkinlikler, eğitimler, kulüpteki kağıt-kürek işleri (ben genelde poster vs yapan kişi olurum hep) derken kısa bir tecrübe edindikten sonra orada edindiğim birkaç arkadaşla birlikte kendimi Öğrenci Konseyi Yönetim Kurulunda buldum ve yaklaşık 1.5 dönem görev aldım.

Kulüplerin ya da üniversite içi toplulukların en güzel yanı birçok bölümden ve sınıftan kişilerle tanışmanıza yardım etmesi bence. Doğal yollarla gelen bu network sayesinde kendinizi üniversitede daha rahat hissetmeye başlıyorsunuz.

Ayrıca etkinlikleri hazırlayan yürüten ekiplerde yer almışsanız mutlaka üniversite izin işlerinin nasıl yürüdüğünü vs. öğreniyorsunuz ki bu daha sonra bir şekilde işinize yarayabilecek bir şey.

Üniversite hayatını güzelleştiren en önemli şeyin arkadaşlar olduğunu da göz önünde bulundurursak, burada edindiğiniz arkadaşlıklar süper anılar olarak üniversite tecrübenizde yerini alıyor.

*Sınıf arkadaşlarının yeri ayrı tabi kii!

2- Konserler, festivaller, turneler

üniversitede iyi ki dediğim şeyler gif

Bu yaşlar bir daha geri gelmeyecek dedim ve gidilmedik festival bırakmamaya karar verdim. Gerçi müzik zevkimin biraz antika olduğunu düşünürsek, gidebileceğim festival sayısı da öyle çok değildi. Fakat – iyi eğlendim. Hatta sanırım 1. sınıftaydı, GECE’nin turnesinde adeta tüm konserlere giderek her gece başka bir şehirde GECE dinleyip gece otobüsüyle dönüp sabah derse gittiğim bile oldu. Yorulmak kelimesi o dönem hayatımda pek yoktu. Fakat sonra başka şeyler hayatıma girdikçe artık şehir dışındaki konserlere gidemez oldum. Yine de iyi ki yapmışım dediğim şeylerden biri. Hayatta bazen böyle çılgın dönemlere de ihtiyacı var insanın diye düşünüyorum. Sonuçta müzik hatta sanat ruhun gıdası, vakit buldukça değil, özellikle vakit yaratarak tecrübe etmek lazım böyle şeyleri.

3- Bir Start-Up’ta çalışmak

üniversitede iyi ki dediğim şeyler gif

Malum devir internet devri, e siz de biraz hem tasarım hem kodlama hem de sosyal medyadan anlıyorsanız kendinize uygun bir iş mutlaka bulursunuz. Ben de ilk senemde “okul iyi güzel de, çalışmak için de vaktim var aslında” diye düşünüp, çok fazla üzerine düşmeden iş aramaya başlamıştım. Üniversitenin LinkedIn grubundan gelen bir mail ve anında hazırladığım CV’m ile e-ticaret üzerine kurulu bir Start-up’a “Sosyal Medya Sorumlusu” olarak başvuruda bulundum.

İlk mülakat tecrübemde kurumsal bir şirketin İK sorumlusuyla tecrübe etmek yerine bir Start-up’ın kurucusu olan genç biriyle tecrübe ettim ve aslında önemli olanın kendimi doğru bir şekilde ifade etmem olduğunu stresi diğerine göre göreceli de olsa az bir atmosferde anladım.

Bir Start-up tecrübesi neden önemli

  • İşi öğrenmek sanırım bu tecrübenin en değerli kısmı. Çoğu zaman stajlarda tecrübesiz kişilere ayak işleri dışında pek bir iş vermezler. Ama eğer bir Start-up’taysanız işi siz yapmak zorundasınız. Ve o işi yapabilmek için gerekirse saatlerce araştırma yapmalı ve öğrenmelisiniz. İlk Facebook reklamımı, ilk website analiz raporunu, ilk sosyal medya raporumu bu tecrübem boyunca hazırladım. Ve bunların hepsini hazırlayabilmek için sayısız makale okumam gerekti. Start-up’ta çalışmak bana kısacası az zamanda çok şey öğrenmeyi ve öğrenmenin hiç bitmediğini öğretti.
  • Sorumluluk kısmı ise bambaşka. Size verilen bir görev var ve o görevi doğru yapmadığınızda bu sonuçlara ister istemez yansıyor. Yani sizin de ekipteki yeriniz büyük ve değerlisiniz. Rakamların neden düştüğünü analiz etmek yorumlamak ve geliştirmekse yine sizin işiniz. Fakat şanslı olduğunuz bir nokta var, o da şu; siz bu işleri yaparken her zaman ekip arkadaşlarınızdan size destek geliyor ve birlikte öğreniyor, paylaşıyor, ilerliyorsunuz.
  • Networking yine burada da karşımıza çıkıyor. Birlikte çalıştığınız kişiler “Start-up kafası”ndalar. İleride de girişimci olarak ilerlemeleri yeni projelere katılmaları çok muhtemel. Aynı şekilde siz de bir iş kurmak istediğinizde danışacağınız, mentörlüklerine başvurabileceğiniz yeni kişiler tanımış oluyorsunuz. Ki çalıştığınız süre boyunca diğer tanıştığınız kişiler de cabası!
  • Kendi paranızı kazanmak mutlaka üniversite tecrübe etmeniz gerekenler listesinin başında. Çünkü ancak o zaman paranın bir araç olduğunu ama o araca sahip olmadan hiçbir şey yapamayacağınızı ve öyle kolay da kazanılmadığını anlayabilirsiniz.
  • Eğlence kısmındansa bahsetmeye gerek yok sanırım. Dürüst olmak gerekirse çalıştığınız kişileri seviyorsanız yaptığınız iş sizin için bir aktiviteye dönüşüyor. Benim için çalıştığım süre hiçbir zaman bir işmiş gibi yük olmadı. Adeta her toplantıda yeni bir şeyler öğrendim, bolca eğlendim ve kendimi geliştirdim.

Ki bu tecrübemin 2 yıl 3 ay sürdüğünü de göz önünde bulundurursak, üstteki her cümle için tecrübeyle sabittir diyebiliriz sanırım.

4- Kızkardeşlik=TurkishWIN

üniversitede iyi ki dediğim şeyler gif

Genç bir kadın olarak hayatım ile ilgili temel kararları vermeye başladığım 20’li yaşarda belki de en çok ihtiyaç duyduğum şey beni anlayacak yol gösterecek gerektiğinde destek olacak yol arkadaşlarıydı ve şanslıydım ki TurkishWIN’de hem takım arkadaşlarım, birlikte çalıştığım kişiler hem de dinleme fırsatı elde ettiğim rol model diğer kadınlar sayesinde kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Eksik bir yanım olan “Kızkardeşlik” duygusunu TurkishWIN ile fark ettikten sonra kendimi biraz daha tamamlanmış hissettim. Mentörlük tecrübesini ilk kez TurkishWIN’de CampusWINNER olarak yaşadım ve hala yeterli seviye de olmasa da Network’ün gücünü nasıl kullanmam gerektiğini öğrendim.

Ki bu yolculukta en güzeli de ilham veren birbirinden değerli kadınlarla tanışma fırsatı bulmam oldu. Üniversitedeyken “iyi ki” parçası olmuşum dediğim TurkishWIN, üniversite sonrasında da hayatımda kalmasını istediğim en değerli kazanımlarımdan biri.

Sanırım TurkishWIN’in ne olduğunu pek açıklamadan direk hissettiklerimi yazdım buraya, ama benim yazacağım bir iki cümle ile açıklamak zor. O yüzden merak edenlerin hem resmi siteye hem de benim gibi CampusWINNER’ların yazılarının yer aldığı KampusSesVer.com‘a bir göz atmalarını tavsiye ederim.

5- AIESEC’e katılmak ve kelimelerle anlatamayacağım bir tecrübe yaşamak

üniversitede iyi ki dediğim şeyler gif

Ve işte en zorunu en sona bıraktım. AIESEC’te uzun zaman geçirmiş kişiler için AIESEC’in ne olduğunu anlatmak pek de kolay değildir. Dışardan bakan kişilerin Erasmus gibi şeylerle kıyasladıklarını görmek ise oldukça komik gelir. Ben bu sefer AIESEC tecrübesinin ne olduğunu anlatmaktan ziyade bana ne kattığından bahsetsem daha iyi olur diye düşündüm.

Bu arada merak edenler için bu sayfaya ve siteye tıklamak yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Yazının bundan sonraki kısmında “büyük büyük” laflar ediyor olacağım. Çünkü böylesi büyük bir vizyon için çalışmak böyle büyük şeyler öğretti bana :)

  • Kendini Keşfetmek öyle sanıldığı gibi iki üç karakter testiyle olacak iş değil-miş, bunu öğrendim. Birbirinden farklı yerlerden gelmiş, ki buna yurt dışı da dahil, ortak tek dilleri İngilizce olan, aynı amaç için – ki herkesin duygusal olarak oldukça sıkı bağlandığı bir amaç bu – çalışan, hedefleri, kısıtlı zamanları, kısıtlı kaynakları olan, birbirinden farklı eğitim seviyelerinde, tabir-i caizse ayrı dünyaların insanları olan bir ekiple çalıştığınız zaman gerçekten sizi “unique” yani eşsiz yapan şey ne, güçlü özellikleriniz neler, zayıf özellikleriniz neler anlıyorsunuz. Ki bu süreci sadece bir takımla değil, farklı kombinasyonlarda oluşmuş birçok farklı takımın aynı anda parçası olarak yaşıyorsunuz. Her düşüş her yükseliş size hem kendinizle hem de insanlarla ilgili birçok şey öğretiyor ve bu 1 sene gibi kısa bir sürede öyle kolay kolay elde edilemeyecek bu tecrübeyi daha da fazla eşsiz kılıyor. Kendini keşfetmek kelimesi gözüme pek bi klişe görünse de AIESEC’in sunduğu tecrübeyi diğer her şeyden ayıran en önemli noktalardan biriydi benim için. Çünkü ancak kendini tanıyan, eksiklikleri ile barışan ve hala öğrenmesi gerektiğinin farkında olan bireyler dünyayı değiştirecek “liderler” olabilirler. Bu arada “liderliğin hayat boyu süren bir yolculuk olduğunu” da yine AIESEC’te öğrenme şansı elde ettim ve bu farkındalık da benim hayat boyu sürecek bir kazanımım oldu.

    *Buradaki lider kelimesi birilerini yönetmenin çok ötesinde bir anlamında – dünyanın ihtiyaç duyduğu insan modeli olarak kullanılmıştır.

  • Global Düşünmek ya da “Dünya Vatandaşı” olmak. O kadar farklı kişiyle tanışıp o kadar farklı durumları tecrübe ettim ki, artık hiçbir şeye şaşırmamaya ve farklı olan şeyleri istemsizce kucaklamaya başladığımı fark ettim. Çünkü ilk başta korktuğum ve “farklı” gelen birçok şeyin aslında bizi – yani tüm insanları – ayırmaya yetecek kadar büyük olmadığını anladım. Ve korkulacak bir şey de yokmuş. Asıl korkmamız gereken şey bu farklılıklara açık olmamakmış.
  • Sınırsız “Gerçek” Tecrübe derken neyi kastettiğimi açıklamalıyım sanırım. Aslında her şey. Mesela benim tecrübemdeki anahtar kelimeleri sıralayacak olursak (ki bunların çok daha fazlasını da yaşamanın mümkün olduğunu düşünürsek pek de heyecanı kalmıyor ama neyse): yurt dışında uluslararası kongrelere katılmak, o kongrelerde sunumlar yapmak, yıllık planlamalar hazırlamak, hedefler koymak, o hedefleri gerçekleştirmek için çalışmak, bir takıma liderlik etmek, bir takımın parçası olmak, şirketlerle görüşmek, partnerlikler kurmak, hizmet vermek, hizmet almak, dünya sorunları hakkında kafa yormak, araştırma yapmak, öğrenmek, “neden” diye milyonlarca kez sormak, cevap aramak, cevap vermek, dünyanın dört bir yanından arkadaşlar edinmek – durmadan öğrenmek. Hem kendi tecrübelerinden hem arkadaşlarının tecrübelerinden öğrenmek. Tüm bunları yaparken eğlenmek – zorlanmak – bazen başarmak bazen başaramamak ama en önemlisi yine öğrenmek ve paylaşmak, günün sonunda öğrendiklerimizi kutlamak.

    Bu noktadan mutlaka bahsetmeliyim: kutlamak, takdir etmek. Kültürümüzden mi geliyor nedir, AIESEC’ten önce hiç fark etmemiştim ama biz gerçekten çok az tebrik ediyoruz, kutluyoruz biribirimizi ve bu fark etmeden yaptığımız bir şey. Özellikle global takımlarda edindiğim tecrübeyle anladım ki başarı takdir edildikçe artan bir şey. Bu ödülle vs de alakalı bir şey değil, motivasyonla bir şeyleri paylaşmakla ilgili. AIESEC’te bunu öğrendikten sonra – ki uygulamalarda hala sıkıntı yaşasam da – sık sık bu konuya dikkat etmeye ve insanları takdir etmeye çalışmaya başladım. Sanırım kazandığım en değerli şeylerden biri de bu davranış oldu.

  • Ayrıca, AIESEC’te yaşayacağım tecrübeyi kendi kendimin şekillendirdiğini fark ettiğim gün benim için bir dönüm noktası oldu. Okyanus gibiydi benim için AIESEC, ne kadar ileri gideceğime ne kadar daha fazlasını göreceğime kendim karar veriyordum. Ve her şey gerçek-ti. Gerçek kaynaklar, gerçek insanlar, gerçek hedefler ve gerçek sonuçlar. Ve tabi ki bu kadar “Gerçek” şey inanılmaz bir sorumluluk yükledi bana attığım her adımda, haliyle zorluklar yaşamaya başladım ama her şeye rağmen sorunlar karşısında çözüm odaklı olmayı öğrendim.
  • Birlikte Çalışmak işin kilit noktasıymış onu öğrendim. Her işi tek başına yapmak mümkün değilmiş, aslında önemli olan birlikte çalıştığın takım arkadaşlarına doğru bir tecrübe yaşatmak ve birlikte öğrenmekmiş. Benim gibi kendi başına çalışmaya alışmış biri için inanılmaz zor bir öğrenmeydi bu. Fakat sonunda bazı zincirlerimi kırıp öğrenmeyi başarabildiğim için mutlu olduğum bir şey. Hayatta hiçbir alanda yalnız bir şeyleri başarabilme lüksüne sahip olmayacağımızı düşünürsek 20’li yaşlarında biri için birlikte çalışmayı öğrenmek eşsiz bir kazanım.

Bir de keşkeler var tabii…

Tabi ki ben de şöyle bir dönüp baktığımda “keşke” şunu da yapsaymışım dediğim oluyor. Onları da kısaca sıralayacak olursak:

  • Global Citizen ile bir sosyal sorumluluk projesine katılmamış olmak – ki bu yurt dışında 6 hafta yaşamak anlamına da geliyor.
  • Global Talent ile özellikle Hindistan’da kurumsal bir staj tecrübesi elde etmemiş olmak – En az 3 ay çok sağlam bir yurt dışı tecrübesi demek.
  • Kendi Start-up’ımı kurmayı denememiş olmak. Sadece denesem bile yeterdi aslında.

Neyse ki mezun olduktan sonra Global Talent oldum ve şu an Amerika’daki 1 yıllık stajıma gitmek için hazırlanıyorum.

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Yeni bir şeyler hatırlarsam yazıyı mutlaka güncellerim :)




About Author

Gülşah Semiz
Passionate learner with more than five years hands-on experience in social media, inbound marketing, SEO, front-end web development, and marketing in general. Worked with various organizations including start-ups, corporates and non-profits. Currently, pursuing her master degree in Marketing Analytics at Bentley University.