Sürdürülebilir ve Etik Gardıropa Geçiş Yolculuğum | Gülşah Semiz
Sürdürülebilir ve Etik Gardıropa Geçiş Yolculuğum

Yavaş moda. Kapsül gardırop. Çevreci ve etik markalar. Yaklaşık 3 senedir içerisinde bulunduğum bu dönüşüm sürecinde öğrendiklerimi bu yazıda paylaştım.


Sürdürülebilir ve Etik Gardıropa Geçiş Yolculuğum

Yaklaşık 2 sene önce yani 2018’in sonu 2019’un başı gibi işe giderken giyeceğim kıyafeti seçerken çok zorlandığımı fark ettim.

Yanlış anlamayın sakın. Çalıştığım şirket belirli bir giyim kodu olan bir şirket değildi. CEO’nun bile kot pantolon t-shirt geldiği bir teknoloji şirketinde çalışıyordum.

Her ne kadar giyim konusunda bir kısıtlama olmasa da, her gün ne giyineceğime karar vermek gerçek bir sorun haline gelmişti. Asıl canımı sıkan ise, ne kadar zaman harcarsam harcayayım, kendimi kıyafetlerimin içinde mutlu hissetmiyordum. Genelde rahatlıktan yana olan biri olduğum için, tabi ki en kolay kombinasyonu seçiyordum. Ama nedense kendimi o tarz kıyafetlerin içerisinde kendim gibi hissetmediğim için oldukça mutsuz hissediyordum.

Tabi her konuda olduğu gibi bu konuda da mutlaka kitaplar vardır diyerek Goodreads’e yöneldim ve kütüphaneden aldığım kitapları okumaya başladım.

O aralar bir de Netflix sağolsun Marie Kondo akımını başlatmıştı ve herkesi bir “decluttering” yani yayıntılardan kurtulma telaşı almıştı.

Yine hemen hemen aynı dönemde, çevreyle ilgili izlediğim belgeseller beni tüketim alışkanlıklarımın çevreye olan etkisini sorgulamaya itmişti. Hem kıyafet konusunda hem de market alışverişi konusunda çevreye daha az zarar verecek şekilde alışkanlıklarımı değiştirmeye başladım. Örneğin aldığım ürünlerin mümkünse paketlenmemiş olmasına, eğer paketlenmemiş alternatifi yoksa da çevreye en az şekilde zarar verecek şekilde paketlenmesine dikkat etmeye ya da toptan alarak paket miktarını en aza indirmeye başladım. Araba sahibi olmamayı tercih etmek, yanında sürekli su şişesi taşımak, tek kullanımlık ürünlerden uzak durmak gibi birçok küçük adım birleşince çevreye verdiğimiz zararı büyük ölçüde azaltmaya başlıyoruz.

Öğrendiğim tüm bu bilgiler birden birleşince, giyim kuşam konusunda kendimle ilgili radikal bir karar aldım ve kendi içimdeki dolap devrimini başlattım!

Süreç Nasıl İlerledi?

Öncelikle okuduğum kitaplar sayesinde giyim kuşam konusuna olan bakışımı değiştirdim. Bu kısım aslında baya kolay oldu çünkü zaten bu konuda önceden bir bakışım yokmuş. Hoşuma giden hemen her şeyi satın almak dışında pek de düşünmüyormuşum. A tabi bir de indirim sezonlarını asla kaçırmıyordum. Bu yüzden dolabım birbiriyle uyumsuz, anlık kararlarla alınmış ve en önemlisi de kaliteli olmayan — ki buradaki kaliteden kastım marka değil, bu konuya birazdan geleceğim — parçalarla dolmuştu.

Tüm bu okuduğum kitaplar, yazılar, izlediğim belgeseller, dinlediklerim, çevremdekilerden öğrendiklerim vs birleşince, genel olarak giyim kuşama olan bakış açım aşağıdaki gibi şekillenmeye başladı:

1) Fit: Her şeyin başı fit. Bir kıyafetin üstünüze oturup oturmaması en önemli kriter. “E harhalde” dediğinizi duyar gibiyim ama buradan kastım, bir parçanın bedeni size uysa bile üstünüze tam oturmaması çok normal ve aslında bazı küçük dokunuşlarla üstünüze tam oturmadığı için potansiyelinin altında görünen bu parçaları üstünüzde mükemmel duran parçalar haline getirebilirsiniz. Fit konusundaki prensibimi şu şekilde belirledim: bu parça üstüme tam istediğim gibi oturuyor mu? evet – o zaman al. Tam oturmuyor ama küçük dokunuşlarla düzeltiebilir mi? evetse al, hayırsa alma. Yani üstümde duruş şeklini %100 beğenmediğim hiçbir ürünü almamaya karar verdim.

2) Kalite: Marka değil, kalite. Bu süreçte beni en zorlayan şey gerçekten kaliteli ürünler bulmak oldu. Hem Türkiye’de hem de ABD’de alışveriş yaparken o hepimizin bildiği ve iyi olarak kategorilendirdiği markaların çoğu polyester, naylon gibi sentetik materyaller kullanıyorlar. Bazı kıyafet türlerinde sentetik ürünler kullanılması tamamen anlıyorum. Ama örneğin evde ya da işte giymek için aldığım kıyafetlerde bu materyallerin kullanılmasını — hem de bu kadar yaygın kullanılmasını — ne yazık ki kabul etmem mümkün değil. Ki kalite konusu dışında, bu kıyafetlerin daha sonra çöpe gitmesi ve aslında doğada yarattığı etki açısından pilastik şişeden pek de farkı olmaması gibi bir durum da söz konusu. Tabi ki bu konuda da alternatifler bulmak mümkün. Özellikle ABD’de yaşadığım için sanırım bu konuda çok şanslıyım çünkü her çeşit tüketiciye hitap eden markalar mevcut. Geçici sezonluk ürünler yapmayan ve yaptıkları ürünlerin ne kadar uzun süre dayandığı ile övünen markaları tercih etmeye başladım. Son olarak bu kalite konusu oldukça geniş bir konu. Örneğin kumaşların irmek sıklığı vs bile dayanıklılığını oldukça değiştiren bir etkenmiş — bu konuda tavsiye verecek kadar bilgim olmadığı için “mişli” ifade ediyorum. O yüzden kendi araştırmanızı yapmanızı tavsiye ederim.

3) Zamansız ürünler: Bu biraz da karakter meselesi sanırım. Ben genel olarak daha sade bir tarza sahip olduğum için, her zaman giyebileceğim, birçok farklı parça ile kombinleyebileceğim ürünler almaya başladım. Bir ürün almadan önce kendime bunu en az kaç farklı şekilde giyerim diye sormayı alışkanlık haline getirdim. Dolabımdaki eksik parçaların listesini çıkarttım ve bir sene boyunca acil ihtiyaçlar dışında sadece o listede belirlediğim ürünleri satın aldım.

4) Bakım: Daha sürdürülebilir bir gardıropun yolu kesinlikle sahip olduğunuz ürünlere iyi bakmaktan geçiyor. Doğal deterjanlar kullanmaya başladım, kullandığım parçaları 1) daha az yıkamaya, 2) mümkünse ılık suda yıkamaya dikkat ettim. Kıyafetlerde zamanla oluşan kusurları da fark ettikçe onarmaya başladım.

Çevreci Gardırop

5) Satın almamak: Hem doğaya hem de bütçenize yapabileceğiniz en iyi şey satın almayı bırakmak. Ben de öyle yaptım. 2019’un sonuna doğru kendime 2020 yılında ihtiyacım olacağını düşündüğüm şeyleri içeren bir liste yaptım. Örneğin kışlık kalın bir kaban ve günlük kullanabileceğim bir cekete ihtiyacım olduğunu biliyordum. İşte yazın giymek için 2 açık, 1 koyu renk üst, kışlık iş için 1-2 üst (hali hazırda sahip olduğum kıyafetleri sevsem de oldukça eskimeye başlamışlardı), bir açık renk kot, işte giymek için 1-2 alt, belki bir elbise, hiking için de bir tayt ve birkaç üst. Zamanla eklenen eksilen oldu ama 3-4 parça dışında ciddi bir değişiklik olmadı bu listede. Şu aralar 2021 listemi oluşturmakla meşgulüm ve muhtemelen 2020’da satın aldığımdan çok daha az ürün satın alıyor olacağım.

6) İkinci el: Bu konu belki birçok kişi için pek de ilginç değil. Ama ben Türkiye’de yaşarken, tanıdığım birkaç kişinin küçülen kıyafetleri dışında hiç ikinci el kıyafet almadım. Hatta ikinci el kıyafet satan dükkanlara bile hiç girmemiştim. Fakat biraz düşününce, aslında dünyada hali hazırda hepimize yetecek kadar kıyafet var ve bu kıyafetlerin bazıları çoğu zaman çok uzun yıllar kullanılabilecek kalitede kalabiliyorlar. Hepimizin tarzı zamanla değişiyor ve hala kullanılabilecek olan kıyafetlerimizi giyemez oluyoruz. Ben de bu sene kendimce bir karar aldıp, bir ihtiyacım olduğunda önce ikinci el alternatiflere bakmaya başladım. ThredUp bu konuda bana oldukça yardımcı oldu. Kendi giymediğim ama hala kullanılabilir olan kıyafetlerimi satmanın yanında ayrıca kendim için de ikinci el birkaç parça aldım. Ve açıkçası beklediğimden çok daha iyi durumdaydı parçalar. 2020 yılında kabaca aldığım ürünlerin %20 kadarı 2. el diyebilirim. 2019 yılında bu oranı daha da arttırmayı planlıyorum.

7) Materyaller: Yukarıda bahsettiğim polyester gibi sentetik materyallerden yapılmış ürünleri mümkün olduğunca almamaya başladım. Yalnız bu çevrecilik konusu ne yazık ki siyah-beyaz gibi çok net olan bir konu değil. Örneğin, pamuk doğal bir materyel ve doğada kaybolabiliyor. Fakat üretmek için gereken enerji, su, karbon salınımını vs hesaba katınca denklem oldukça kompleks bir hal almaya başlıyor. Polyester ise hem doğada kaybolmuyor hem de üretim süreci küresel ısınmayı tetikliyor. Keten, pamuğa göre çevreye olan toplam etkisi daha az olan bir materyal, ama her şeyin de ketenden yapılmasını beklemek gerçekçi değil. Zaten tüketiminin ciddi şekilde artmasının da çevreye/doğaya olan etkisi yine olumsuz olurdu. Bu konu dediğim gibi oldukça karmaşık. Bu arada hemen her şeyden neredeyse kıyafet yapmaya başladılar. Bambu, genel ağaç kabuğu, isimlerini aklımda tutmakta zorlandığım bitkiler vs. Yani eğer araştırmanızı doğru yaparsanız ve çevreci markaları desteklerseniz, bu alan gelişmeye devam eder ve biz de çevreye daha az etkisi olan materyallerden yapılmış kıyafetler giyebiliriz. Geri dönüştürülmüş materyallerden üretilmiş ürünler almak, daha dayanıklı ürünler alarak zaman içerisinde ihtiyaç duyacağınız ürün sayısını azaltmak, yine bu ürünlerin doğaya olan olumsuz etkilerini azaltmanıza bir nebze de olsa yardımcı olabilir.

Etik Gardırop

8) Gerçek maliyet: Bu ucuz kıyafetin gerçek maliyetini kim ödüyor? Şöyle ki, tekstil sektörünün mutfağında çalışan kişiler yaşanabilir maaşlar almıyorlar. Bu sadece tekstil değil, birçok sektörde varolan bir sorun. Bu yüzden ben alışveriş yaparken aldığım ürünlerin mümkünse Fair Trade olmasına dikkat ediyorum. Bu konuda birçok marka bir şeyler yapıklarını dile getiriyor fakat bu durum bağımsız bir kurum tarafından tasdik edilmediği takdirde açıkçası biraz şüpheli yaklaşıyorum. Bu maliyeti biraz artırıyor ama açıkçası sahip olduğunuz kıyafetlere iyi bakıyorsanız, ikinci el alma alternatifini değerlendiriyorsanız ve gerçekten ihtiyacınız olan ürünleri alıyorsanız, bu tarz tercihler yapmanız için bütçenizde yer açılıyor.

Özetle…

Bu yolculuğuna önce karakterimi yansıtan tarzın ne olduğunu keşfetmeye çalışmakla başladım. Daha sonra kalite, fit, bakım gibi konulara dikkat ederek zamansız ürünler bulmaya çalıştım. Bunu yaparken de, çevreye daha az zarar veren (ki bu konu dediğim gibi farklı açılardan bakılması gereken bir konu) ve çalışanlarına yaşanabilir şartlarda maaş veren markaları tercih etmeye başladım. En önemlisi de satın aldığum ürün miktarını azalttım ve ikinci el almayı önceliklendirdim.

Bir sonraki yazımda en sevdiğim etik ve çevreci markaları paylaşacağım.




Gulsah Semiz
Gulsah is a data science consultant with over 6 years of cross-functional business experience. She holds a Master of Science degree in Marketing Analytics from Bentley University and enjoys playing with data to tell powerful and engaging stories.

Sizin Yorumunuz?




Tüm Yorumlar

Bu yazı hakkında yapılmış olan tüm yorumları aşağıda görebilirsiniz. Yapılan yorumların tüm sorumluluğu ilgili kişilere aittir. Küfür/Hakaret içermeyen tüm yorumlar en kısa sürede onaylanır.




  1. Şafak Çalışkan tarafından 19 Ocak 2021 10:06 am tarihinde:

    Çok zor bir adım atmışsın. Umarım hedeflerine ulaşabilirsin.